ÖYKÜLER

Mendilci Çocuk

Derme çatma hayatım Diyarbakır’ın minik bir köyünde başladı. Sobalı küçük evimizde annem, babam ve minik kardeşim ile yaşıyordum. Her sabah kardeşim ile birlikte okula gidip okuldan döndüğümüzde kitaplarımızı kanepelerin üzerine atıp dışarı fırlardık. Dostlarımla bir top bir saklambaç derken hava kararasıya kadar kimse bizi dışarıdan alıkoyamazdı. Hava karardığında da evimize gelip ödevlerimizi yapardık. O sırada da annem bir çorba pişirirdi. O çorba kokusu tüm evi sarıyor ve iştahımızı açardı. Babam da çiftlikte işçiydi. Eve gelir gelmez sofra kurulurdu. Yiyecek yedikten sonrasında annem bizlere masal anlatırdı.

Bigün tüylerimizin ürpermesine niçin olacak ses ile uyandım. Camdan dışarı baktığımda her tarafta askerler vardı. Çocuk aklımla uykuma devam etmek istedim. Azca sonrasında etrafta daha şiddetli bir ses duyuldu. Korkuyla uyanarak ailemin yanına gittim. Onları yatak odasında bulamayınca gözlerim doluverdi. Paniğe kapıldım ve arkasından gene o “bom” sesi geldi kulağıma. Mutfağa girdim ve annem ile kardeşimin arta kalan yiyecekleri, eşyaları ne var ise topladıklarını gördüm. Hiçbir şey söylemeden yattığım odaya koştum ve bir tekerleği kaybolmuş mavi arabamı aldım. Aşağıya indiğimde ise bana tek söyledikleri “gidiyoruz buradan” oldu. Küçücük hayallerimle boğulmuştum bir gecede. Hayallerim benimle gelmek yerine köyümde kalmıştı. Hissettiğim duyguları hiç kimseye anlatamazdım. Yelkenlerim suya inmiş, koca bir fırtınada kaybolmuştum sanki. Dostluklarım, hayallerim, geleceğim hepsi yarım kalmıştı. Babam işini bırakmak zorundaydı. Gideceğimiz yerde kim bilir iş bulamayacaktı.

Uzun bir gece süresince durmadan köyümü düşündüm. Sonrasında uyuya kalmışım. Bir de uyandım ki etrafımda koca koca binalar, telaşla koşturan insanoğlu, bir fazlaca otomobil sesi… İstanbul’a daha öncesinden bizim benzer biçimde göç etmiş akrabalarımızın yanına gelmiştik. Eski hayatımı bırakmak üzerine yeni bir yaşam oluşturmak zordu. Bilmediğim bir şehirde yapayalnızdım. Akşam babama, okuluma ne vakit devam edeceğini sorduğumda beklenmedik bir cevap aldım.

Sabah uyandığımda amcam ve babam elime bir poşet dolusu mendil sıkıştırmışlardı. Babam bu tarz şeyleri sokaklarda satacağımı söyledikten sonrasında iş aramak için amcamla birlikte kapıdan çıktılar. O günden beri çalışmaya zorunlu bırakıldım. 12 yaşlarında yaşamın acımasız yüzüyle tanıştım. Oysaki okuyup pilot olacaktım ben. Mendil satarken öteki evlatları gözlemliyordum. Yaldızlı pabuçları, ütülü gömlekleri vardı. Bizim ise birkaç parça giysiden başka bir tek hayal kırıklığım vardı.

Benim de hikayem bu şekilde. Kimsenin yaşamı büyülü değneklerle yürümüyormuş. İnatla koşullarımın değişmesini temenni ediyorum. Sizce bir çocuğun geleceğine daha başka iyi mi dokunulabilir?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir